18 Eylül 2020 Cuma

Günübirlik Selanik-Kavala Gezisi

      İstanbul'dan 21:00'da kalkan otobüsümüz ile Selanik ve Kavala'yı kapsayan günübirlik turumuz için yola çıktık. Kapıkule'deki pasaport işlemlerimizin ardından Yunan tarafına ulaşıyoruz. Buradaki daha uzun sürek pasaport işlemlerimizin ardından komşu ülkeye girdik ve yolumuza devam ettik. Sabah saat 6 civarı Selanik'e ulaşmıştık. Bir taksiye binip şehir merkezine gittik. Toplam 6,5 euro tutmuştu ancak yanımızda bozukluk olmadığı için 5 Euroyu kabul etmişti, komşunun cömertliği kalbimizi fethetti. Taksiden  indiğimizde kahvaltı yapacak bir yer aradık ancak hiçbir yer açık değildi. 1 saat kadar dolaştık o sırada Beyaz Kule'yi, Büyük İskender heykelini, sahildeki şemsiyeleri gördük ve Aristoteles meydanına gittik, 8'e doğru açık bir cafe bulduk. 2 kahve yanında ikramlıklar 2 kruvasandan oluşan kahvaltımız 4 Euro tutmuştu. Kahvenin ardından su ikram edilmesi (türü ne olursa olsun) burada da gelenekmiş. Bir sonraki durağımız Rotunda camii, burası ilk başta kiliseymiş daha sonra cami olmuş ve Selanik Yunan tarafına geçince tekrar kiliseye çevrilmiş, biz gittiğimizde bir takım kazılar yapılıyordu. Bu cami-kilisenin karşısında bir Zafer Takı da bulunuyor. Buranın ardından Atatürk'ün doğduğu eve geçtik, bu ziyaretimizden sonra karşıdaki dükkanları gezip hediyelik aldık ve bir dükkanda oturup çay içtik. Bu molanın ardından Yedikule denilen Selanik kalesine çıktık (Yunanca tuhaf bir ismi vardı) Kaleden tüm Selanik ayaklarımızın altındaydı. Biz resim çekilirken adının Eleni olduğunu öğrendiğimiz bir teyze yanımıza geldi ve "Yavrum siz Türkiye'den mi geldiniz?"dedi. Sonra bize hayat hikayesini anlattı 5 yaşındayken Yunanistan'a göçmüşler 5 kez Türkiye'ye gelmiş Türkçeyi unutmamış, genç olsam Türkiye'ye yerleşirdim diyor. Buraya göçen Rumların hikayesi bizce gerçekten çok acı bu konu hakkında bonus bir film önerimiz olsun: "Bir Tutam Baharat" 
Kimisi Selanik'i İzmir'e benzetiyor. Doğrusu bu durumda İzmir'e mi hakaret edildi Selanik'e mi bilemedik :D Bize göre Selanik daha güzel daha temiz ama daha küçük.
Öğlene kadar süren Selanik turumuzun ardından otobüsle Kavala'ya geçtik. Kanuninin yaptırdığı su kulesini görüp Kavala kulesine doğru yola çıktık. Kule kapalıydı ancak eski Osmanlı tarzı evleri görmek hoşumuza gitti. Bu sırada Halil Paşa medresesine gittik ancak kapalıydı. Daha sonra bize göre hain Yunanlılara göre kahraman olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın evini ve heykelini gördük. Daha sonra Kostandinos'tan kurabiye alıp muhabbet ettik. Hayatımda bu kadar güzel kurabiye yemedim zannediyorum, keşke daha fazla alsaydık :(
Kavala Osmanlı'dan beri balıkçılığıyla meşhur bir şehir, biz de bu balıkçılardan nasibimizi almak istedik ve odun ateşinde pişmiş balık yedik. Gerçekten efsoydu. Daha sonra sahildeki dükkanları gezdik şehrin çoğu Anadolu Rum'u olduğu için Türkçe anlaşmak çok kolaydı. Bir ara yanımıza gül satan 2 Türk çocuk geldi onlarla da muhabbet ettik. Otobüsü beklerken bir kafeye oturup Yunan kahvesi istedik Türk kahvesinden farkı ne dedik hiçbir farkı yokmuş :D bu arada Türkçe her kelimenin sonuna -i -is ekleyerek Yunancalaştırdıklarını zaten biliyorsunuzdur (Örn: Maruli, Caciki). Eklemeden geçmeyelim buranın Frappesi meşhur denemek isterseniz aklınızda bulunsun.
Saat 10:30 gibi otobüse binip İstanbul'a doğru yola çıkarak bu seyahatimizi de tamamlamış olduk.
Kostandinos'un Dükkanı
Selanik Şemsiyeler

Kavala

Kaleden Selanik

Rotunda


26 Şubat 2020 Çarşamba

Venedik Gezi Notları: Karnaval zamanı Venedik'te olmak

Bu sene Corona virüsü sebebiyle Venedik Karnavalının son 2 gününün iptal edilmesi bizi eski günlere götürdü ve henüz Venedik yazısını yazmadığımızı fark ettik. İtalya'ya THY'nin kampanyasından faydalanmak için bilet almıştık. Aslında Venedik niyetimiz yoktu seyahati Roma ve Floransa şeklinde planlamıştık; ancak gelmişken günü birlik gidelim demiştik.
Grand Canal
Kanalları, köprüleri, gondolları maskeleri ve bizim gibi karnavala denk gelirseniz rengarenk kostümlü insanlarıyla masallardan fırlamış gibi duran Venedik, dünyanın en çok turist ağırlayan şehirlerinden. Biz de bu kervana katıldık ve Venedik'i görülecek yerler listesinden çıkarıp görülen yerler listesine ekledik. Ancak 7 saatlik kısıtlı bir süreye sahiptik. "Bu kadar süre yeter mi bu şehre" sorusuna cevabımız "kesinlikle hayır". Yine de Floransa'ya kadar gelmişken Venedik'e uğramadan dönmeyelim dedik.
     Sabahın erken saatlerinde bindiğimiz trenle önce Bologna'ya uğradık, iki saatlik mini Bologna turunun ardından yine trenle Venedik'e ulaştık. Trenden inip biraz şehri dolaştıktan sonra biryerde öğle yemeği yedik. Bu şehir diğer İtalya şehirlerine göre daha pahalı geldi bize. Öğle yemeğinde Risotto yedik. Lapa pilav bizim mutfağımızda pek rağbet görmediği için (malum pilav ölçüsü 2'ye 3) bu birimize (Hümeyra) pek hoş gelmezken farklı lezzetlere açık diğerimiz (Muhammet) tarafından beğenildi.
      Öğle yemeğinden sonra Ponte degli Scalzi köprüsü (bizimkiler yalınayak köprüsü diyormuş) yanındaki gondol kiralama yerlerinden birine gittik. 30 dakikasına 80 Euro ödedik 4 kişi olduğumuz için kişi başı 20 Euroya denk geldi. En fazla 6 kişi binebiliyordu.  Gondolcumuz Marco'nun idaresinde Venedik'in kanal sokaklarında turumuzu yaptık. Ve öğrendik ki öyle her canı isteyen gondol kullanamıyormuş, belli başlı şartları varmış. Gondol turu için farklı noktalarda alternatifler var, ancak ücret değişmiyor.
       Gondol turunun ardından rotamızı San Marco meydanına çevirdik. Ancak harita kabiliyetimize olan boş güvenimizle beraber, pintilik yapıp internet paketi almadığımızdan e sokaklar da birbirine çok benzediğinden meydanı bir türlü bulmadık ve yolu epeeey uzattık.  Bi ara yerli görünen yaşlı bir amcaya soralım dedik. Ancak küçük bir sorunumuz vardı, o da amcanın İngilizce bilmemesi. Yine de yol tarifi verdi bize, Türk usulü bağıra bağıra İtalyanca anlatarak :) Biz de teşekkür ederek yolumuza devam ettik. Neyse ki sonradan İngilizce bilen bir kadına rastladık da onun tarifiyle işimiz kolaylaştı.

       Grand Canal'ın üstünden geçerken akşam üstüydü ve köprüden harika manzaralar görme şansına sahip olduk. San Marco meydanına yaklaştıkça kostümlü ve maskeli insan sayısında artış oldu.Yol üstünde kostüm ve maskelerin satıldığı bir pazara da rastladık.
        Meydana vardığımızda çok renkli ve keyifli bir ortamla karşılaştık.Geleneksel kostümlerin yanında farklı ve ilginç kostümlü kişiler de vardı. Geleneksel kostümleri genellikle daha yaşlılar tercih ediyor gibi geldi bize. Kostümlü insanlarla bol bol fotoğraf çekildik. Trenimizin kalkış saati yaklaştığı için, dönüş vakti gelmişti. Meydandan ayrılmadan şehir bandosunun kulakların pasını silen müziğini dinledik bir süre, ve Grand Canal üzerindeki en yakın duraktan kişi başı 7,5 Euro ödeyerek Vapurettoya bindik ve tren garına ulaştık. Meşhur Rialto köprüsünü de her ne kadar restorasyonda da olsa görmüş olduk. Yeri gelmişken vapurettolar bizdeki Üsküdar-Beşiktaş vapurlarından biraz daha küçük ulaşım araçları. Büyük Kanal üzerinde sefer yapıyorlar. Zamandan tasarruf ve görsellik adına güzel fırsatlar yakalama imkanı veriyor insana.
          Tüm seyahatlerimizi en ince ayrıntısına kadar planlayan biz Venedik için bunu yapmadık, serbest hareket ettik, sokaklarında kaybolmak istedik. Zamanı bol olan biri için  güzel bir seçenek gibi dursa da, bizim için pişmanlık sebebi oldu. Mesela Türk hanını, dükler sarayını ahlar köprüsünü ve tabi tadilatta olduğu için Rialto köprüsünü, Burano ve Murano adalarını görmemiş olmak içimizde ukde olarak kaldı.
           Gördüklerimiz ve görmediklerimizle Venedik'i geride bırakırken inşallah yeniden geliriz diyerek Floransa'ya doğru hareket eden trenimizden kanallar şehrine veda  ettik. Tüm eksik kalan noktalara rağmen karnaval zamanı burada olmak gerçekten keyifliydi.
Bir başka seyahat noktasında görüşmek üzere, hoşçakalın.
İnstagram:seyahatkurtlari









23 Ocak 2020 Perşembe

Geçmiş Zamandan Kopup Gelen Bir Strasbourg Yazısı

Strasbourg'a 21 günlük Fransa seyahatimde uğramıştım. Gezdiğim Fransa şehirleri içerisinde bana en yaşanabilir olanı gelmişti. O zaman kendi kendime eğer Fransa'ya yerleşecek olursam bu şehirde yaşamak isterim demiştim.

Notre Dame de Strasbourg
 Peki gezmeye nası ve nereden başladık... Öncelikle 1 günlük Strasbourg bileti aldım o zamanlar 4 Euro olan bu bilet 24 saat içinde otobüs metro vs. her türlü ulaşımı kapsıyordu. Hatta daha sonra bahsedeceğim Almanya'ya geçtiğimiz otobüste de bu bileti kullanmıştık. Gezmeye renkli sokakların ardından ulaştığımız Strasbourg Notre Dame Katedrali'nden başladık. O kadar devasa bir yapıydı ki bütün olarak fotoğrafa sığdıramadık. Bu yapı 1874 yılına kadar dünyanın en yüksek kilisesiymiş, ancak şuan 6. sırada yer alıyor. Katolik mezhebine ait bu katedral gotik bir mimariyle yapılmış.
Strasbourg Alsas bölgesinin başkenti. Fransa topraklarına daha sonradan katıldığı için dini açıdan farklı bir statüye sahip.Bu bölgede laiklik işlemiyor. İşlemiyor da ne oluyor onu bilmiyorum. Sanırım devlet diğer bölgelerdeki kiliselere yardım etmezken bu bölgeye yardım ediyor olabilir. Ben de tez konumu bu bölge üzerine yapmaya niyetlenmiştim. Ancak öğretmenliğe başladığım için sık sık seyahat edemeyecektim. ve o tez de öyle kalacaktı...
Notre Dame Katedralinin etrafında çok şık çok şirin dükkanlar el işi ve hediyelik eşyalar satılıyor. Bu dükkanlardan hediyelik alabilir, olmazsa göz atıp gözlerinize bayram ettirebilirsiniz.


Katedralden sonra ikinci durağımız, Le Petite France bölgesi. Burada Ren nehrinin yanında tarihi dokusu bozulmadan ayakta kalmış, renkli balkonlarından çiçekler sarkan evler bulunuyor. Bu evlerde hala insanlar yaşıyor,bir bakıyorsunuz camlardan kurutmalık çamaşırlar sarkıyor. Bir kısmı ise turizme kazandırılmış, kafe restaruant olarak kullanılıyor. Nehir kenarındaki sarkan çiçekler bisikletler gözümüze güzel bir manzara sunuyor.

Ren nehri boyunca bu evlerin arasından geçebileceğiniz nehir turuna katılabilirsiniz.Biz katılmadık daha geniş bir vakit olsa veya züğürt öğrenciler olmasak katılabilirdik belki :)
Strasbourg tarihte bir Almanlara bir Fransızlara geçip durmuş o yüzden biraz Alman biraz Fransız. Belki bu sebeple Avrupa parlamentosunu ve Avrupa konseyini bu şehre yapmışlar. Biz Avrupa parlamentosu  binasına biraz bir giriş yaptık. Pazar olduğu için mi aldılar yoksa isteyen her zaman öyle elini kolunu sallaya  sallaya girebiliyor mu bilmiyorum açıkçası. Ama tamamen içine değil de ortada bir alan vardı oraya kadar girdik. Parlamento binasının etrafı basına ait karavanlarla dolu. Bir de pankartlar Avrupa birliğini eleştiren duvar yazıları vs. Türkiye hepimizin malumu olduğu üzere Avrupa Birliğine üye değil ama Avrupa Konseyine üye; bu sebeple Avrupa Konseyi binasının önünde bizim bayrağımız da dalgalanıyor.
Şehir de bir de Sinagog var yanından geçerken resmini çektik. Ama kapalı olduğu için giremedik.Daha sonra otobüse atayarak 20 dklık bir yolculukla nehrin karşı kıyısındaki Alman topraklarındaki Kehl şehrine gittik. Türklerin yaptığı camide namaz kılıp ucuz bir alışveriş dükkanı bulduk. Fransızlar Almanya daha ucuz olduğu için alışverişe buraya geliyorlarmış. Ben de 30 Euroya tekerlekli bir bavul aldım yıllar oldu hala kullanıyorum.
Minik gezim böyle geçti, renkli evlerin arasında, Ren nehrinin kıyısında dolaştım, akşamında bir Türk ailesinin hobi bahçesine misafir oldum. Yaşanılacak hem de gezilecek güzel şirin bir şehir Strasbourg...
İnstagram: seyahatkurtlari


Sinagog

Avrupa Parlamentosu binası

Parlamento binasının iç avlusu

Avludan gökyüzü böyle görünüyordu


Kehl'deki Türk camisi


27 Haziran 2019 Perşembe

Paris gezi notları

Tbt gününde oldukça geç kalınmış bir gezi yazısı yayınlıyorum. Bir arkadaşımla 6 yıl önce Toulouse'dan bindiğimiz trenle 6 saatte varmıştık Paris'e... Yolda giderken yolda gördüğümüz, nehirler, yemyeşil alanlar gözümüzü ve ruhumuzu doyurmaya yetti. Akşama doğru vardığımız tren garından direk şehrin haritasını ve metro ağını gösteren haritayı aldık. Kalacağımız yere eşyalarımızı bırakarak direk Eyfel kulesine gittik. Nedendir bilinmez Eyfel kulesini görür görmez istemsiz bir sevinç çığlığı çıkıveriyor, bunu bizden sonra gelenlerde de gördük.
Notre Dame
 Ertesi gün gezimize Notre Dame Katedralinden başladık. Upuzuun bir kuyruk vardı, sabrettik ve içine girdik. Şansımıza arkamızda bekleyen bir Türk gruptu ve rehberleri varı biz de o rehbere kulak vererek katedral hakkındaki bilgileri aldık.
Katedral oldukça heybetli duruyor, dış cephesinde heykeller oldukça ayrıntılı, dantel gibi işlenmiş desek yeridir. Tabi malum bu sene bir kısmı yandı şimdi ne durumdadır merak ediyorum. Katedralden çıkınca sağ tarafta hediyelik eşya satan bir sürü dükkan var. Burada bir sürü magnet küre ve eyfel simgesi bulabilirsiniz, ama turistik yerlere uzak bölgelerde daha ucuza bulabilirsiniz.

Daha sonra Le Grande Mosquée de Paris şeklinde yazılan Paris Ulu
Paris Camii minaresi
Camiini görmek istedik. Tabi o zamanlar google haritalar varsa da bizde akıllı telefon yok :) bulmamız epey zor olmuştu, karşımıza çıkan 2 Arap 1 Türk'ten yardım isteyerek yanlış yollardan saparak güç bela ulaşmıştık, ama yanlış yollara sapmamız bizim için bir hayra vesile olmuş yan tarafında bulunan mağribi kahvesini görmüştük. Paris Camii mimarisi klasik Kuzey Afrika mimari formlarını bünyesinde barındırıyor. Kare bir minare ve cami içindeki eşsiz çiniler... Bir de güllerle dolu bahçesi... Camiyi gezdikten sonra soluğu yan taraftaki sanırım Cezayirlilerin işlettiği kahvede aldık ve nane çayı sipariş ettik. Daha sonra da nane çayı içtim ama orada içtiğimiz kadar güzelini bir daha içmedim. Kahvehanenin egzotik bir havası vardı, masa ve sandalyelerde çini desenleri vardı. Oradan ayrıldıktan sonra ismini şuan hatırlamadığım bir botanik bahçesine gittik, sanırım bir botanik okuluydu. Az biraz doğa sevginiz bitki merakınız varsa muhakkak uğrayın derim.
Daha sonra Seine nehri kıyısına kadar yürüyüp ağaçların altında nehir kenarında oturarak muhabbet ettik. Orada oturmak muhabbet etmek oldukça hoş bir tat bırakan anılardan biriydi. Daha sonra aramıza bir arkadaşımız daha katıldı ve gezimiz iyice şenlendi. Bundan sonraki rotamız aşıklar köprüsü olarak bilinen Pont des Arts idi. Üstünde belki yüz binlerce kilit bağlanmıştı. Aşıklar isimleri yazılı kilitleri buraya bağlayıp anahtarır nehre atıyormuş, bu kilitler yüzünden köprü yıkılma tehlikesi geçiriyormuş. Yıkarsa dünyayı aşıklar yıkacak zaten :D
Paris'in şöyle bir özelliği var ki sadece nehir kenarında yürüyerek bir sürü yeri gezmiş oluyorsunuz. Biz de yürümek yerine tekne turuna katıldık ve nehir kenarındaki tüm yapıları rehberin hem Fransızca hem İngilizce anlatımı eşliğinde görmüş olduk. Tabi bilhassa içini görmek istediklerimize bilahere uğradık. Genellikle Paris insanının soğuk olduğu söylenir. Ancak belki bizim gittiğimiz zaman dilimi turizm sezonuna denk geldiğinden belki hep mutlu turistlerle muhatap olduk ve oldukça güzel ve neşeli zamanlar geçirdik.
Tekne turundan sonra Louvre müzesine gittik ancak henüz yeni mezunduk ve birazcık züğürttük o yüzden parası biraz fazla gelmişti he bir de Avrupa Birliği vatandaşı olmayanlara daha pahalıydı bu da biraz kalbimizi kırmıştı, neticede girmedik. Pişman mıyım? Evet...
Daha sonra Concorde meydanına gittik. Kocaman bir havuz ve yanında sanki uzanıp hayallere dalalım şeklinde yapılmış sandalyeler vardı. Burada geçirdiğimiz rahatlatıcı vakitlerden sonra
Champs-élysées'i yani Şanzelize'yi aramaya koyulduk. Meğer zaten cadde boyunca yürüyormuşuz. Zaten Şanzelize'de olduğumuzu anlayınca hee bu muymuş yaa demiştik. Belki alışveriş severler için bir anlamı vardır ama benim için turistik bir değeri yoktu açıkçası. Cadde üstünde kafelerden birine oturup aperatiflerimizi yerken bir dede geldi yanımıza çat pat İngilizcesiyle bizimle konuşmaya çalıştı, yalnızlıktan bize dadanmıştı sanırım, doğrusu acıdık adamcağızın haline, orada yaşayan arkadaşlar yaşlıların hep böyle olduğunu yalnız oldukları için konuşmaya çalıştıklarını söylemişti.
Fransız devriminin sembolü olan Arc de Triomphe diye anılan zafer takını gördükten sonra yine Eyfele gidip gece ışıklandırmasını seyrederek günü bitirdik. Zafer takının tepesine çıkılıyormuş ve hediyelik eşya alınabiliyormuş ama biz gitmedik, tıpkı Eyfel'in tepesine çıkmadığımız gibi. Vakti bol olanlar için bunlar bir seçenek olabilir.
Ertesi gün aramıza sonradan katılan arkadaşla aynı yerleri tekrar gördükten sonra Versailles Sarayını görmek için trene bindik, uzun bir yolculuktan sonra Saraya ulaştık ama ne yazık ki geç kalmıştık. Sadece bahçesini görebildik o da tadilattaydı. Siz siz olun gezinizde müze gibi yerleri önceleyin. Versailles sarayına gitmek için geç yola çıkmak benim Paris hakkındaki 2. pişmanlığımdır, 3.sü ise Sacre Coeur'a gitmemek... İşte buna çok üzülüyorum. Sacre coeur ve onun bulunduğu ressamlar tepesi tam benim seveceğim tarzda bir yerdi halbuki. O zaman araştrarak gitmemiştik ve sadece yürüyerek gezmeyi planlıyorduk. Bir şehri araştırmadan yürüyerek gezmek de sürprizlerle karşılaşmayı sevenler için güzel olabilir ama böyle olumsuz neticeleri de olabiliyor. O günden sonra bir daha planlama yapmadan gezmedim diyebilirim. (Tvsiye üstüne Venedik hariç ondan da pişman oldum zaten)
Başka yazılarda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.


13 Aralık 2016 Salı

Başka Bir St Petersburg

Yazının başlığında ifade ettiğim gibi bu St Petersburg kanallarıyla ünlü bildiğiniz meşhur Rus şehri değil. Yazımıza konu olan St Petersburg ABD'nin Florida eyaletinde yer alan yaklaşık 250 bin nüfuslu bir kent. Bu kısa ön bilgilendirmeden sonra gelelim detaylara...

İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan kalkan uçağımız 10 saat kadar süren bir uçuşun ardından New-York JFK Havaalanı'na ulaşıyor ve pasaport işlemlerimizin ardından aktarma uçuşuyla 2 saatlik bir yolculuğun ardından Florida'daki Tampa Havalimanı'na varıyoruz. Ardından da St Petersburg kentine karayoluyla ulaşıyoruz.

Kristof Kolomb'un heykeli



















The Sunshine City olarak adlandırılan ve kısa adı St Pete olan şehir 1888 yılında kurulmuş. Yılın büyük bölümünde görülen güneşli ve güzel havası, upuzun plajları ve sahil şeridi, geniş cadde ve sokakları, yeşil alanları ve sıcakkanlı insanlarıyla çok güzel bir yer burası. 


Ertesi gün kahvaltımızın ardından nostaljik otobüsle ihtiyar şoförümüzün ''many many years ago...'' diye başlayan cümleleri eşliğinde sehir turu yapıyoruz. Ardından da alışverişimizi yapıp St Pete Plajı'na gidiyor ve akşam saatlerinde tekrar otelimize dönüyoruz. Alışveriş demişken birçok ürün Türkiye'den daha ucuz. Özellikle şehir dışındaki outletlerde çok uygun fiyatlara, bazılarında dolar kuruna rağmen Türkiye'deki fiyatların 1/4'üne ürünler satılıyor.. 

Şehirle ilgili izlenimlere devam edecek olursak caddelerdeki yeşil alanlardaki sincaplar, deniz kenarındaki flamingolar ve diğer balıkçıl kuşlar, gündoğumu ve günbatımındaki gökyüzü ve daha birçok güzellik fotoğraf çekmeyi sevenler için iyi malzemeler sunuyor. Yeme-içme için çok sayıda ve farklı konseptte cafe ve restaurantlar mevcut.



Bu sevimli sincaplar şehrin her yerinde.

Poynter Enstitüsü
Bizim de katıldığımız gazetecilikle ilgili seminerlerin ve kursların verildiği Poynter Institute da St Petersburg'da yer alıyor. 

Gezilecek yerlerden biri de Salvador Dali Müzesi. Burası Dali'nin Avrupa dışında en çok eserinin bulunduğu müze. 

Meksika Körfezi'nde günbatımı
Taksimiz
Şehirdeki çoğu taksi lüks ve büyük motorlu araçlardan oluşuyor. Bizim kullandığımız taksilerden birinin 6100 motor hacmine sahip Cadillac Escalade, bir başkasının da Lincoln olduğunu söylersem ne demek istediğim daha net anlaşılır sanırım. Benzinin sudan ucuz olduğu bir yer (1 galon yani yaklaşık 4 litre benzin 4 dolar) olması ve araç fiyatlarının uygun olması bu sonucu doğurmuş görünüyor. Bu arada taksicimiz Cristopher LPG'nin araçlarda kullanıldığını bilmediğini söyledi :)

Cadılar Bayramı'na denk gelmemizin de ilginç kostümlü çok sayıda insanla karşılaşmamızı sağladığını eklemeyi unutmayalım.
Halloween kabakları
Halloween kutlamaları

ABD'de taksilerde, cafe ve restaurantlarda ücretin yüzde 10'u  kadar bahşiş bırakıldığını hatırlatmakta fayda var.

Yine ABD genelinde olduğu gibi burada da insanların ilgi gösterdiği sporların başında beyzbol, basketbol ve Amerikan futbolu geliyor. 

Ek bir bilgi olarak hava sıcaklıkları için ölçü birimi olarak ABD'de Celsius değil Fahrenheit kullanılıyor.

İnsanlar sıcakkanlı ve yardımsever. Yolda tanımadığınız biri size selam verirse şaşırmayın.

Son olarak vakti olanlar için Orlando ve Miami St Petersburg'a yakın sayılabilecek şehirler. 

Sakin ve güzel şehir St Petersburg'dan 5 günün sonunda ayrılıp New-York üzerinden Türkiye'ye dönüyoruz. 

Bir başka seyahat noktasında görüşmek üzere.
Hoşçakalın...





Muhammet-Hümeyra KARA
seyahatkurtlari.blogspot.com


St Pete Beach

Atlas Okyanusu



Yat Limanı

St Petersburg'da akşamüstü

Pier



St Pete Beach






Bir evsiz

Objektifimize takılan bir güzellik

Okul servisleri çok sağlam, çocukların güvenliğine büyük önem veriliyor.