23 Ocak 2020 Perşembe

Geçmiş Zamandan Kopup Gelen Bir Strasbourg Yazısı

Strasbourg'a 21 günlük Fransa seyahatimde uğramıştım. Gezdiğim Fransa şehirleri içerisinde bana en yaşanabilir olanı gelmişti. O zaman kendi kendime eğer Fransa'ya yerleşecek olursam bu şehirde yaşamak isterim demiştim.

Notre Dame de Strasbourg
 Peki gezmeye nası ve nereden başladık... Öncelikle 1 günlük Strasbourg bileti aldım o zamanlar 4 Euro olan bu bilet 24 saat içinde otobüs metro vs. her türlü ulaşımı kapsıyordu. Hatta daha sonra bahsedeceğim Almanya'ya geçtiğimiz otobüste de bu bileti kullanmıştık. Gezmeye renkli sokakların ardından ulaştığımız Strasbourg Notre Dame Katedrali'nden başladık. O kadar devasa bir yapıydı ki bütün olarak fotoğrafa sığdıramadık. Bu yapı 1874 yılına kadar dünyanın en yüksek kilisesiymiş, ancak şuan 6. sırada yer alıyor. Katolik mezhebine ait bu katedral gotik bir mimariyle yapılmış.
Strasbourg Alsas bölgesinin başkenti. Fransa topraklarına daha sonradan katıldığı için dini açıdan farklı bir statüye sahip.Bu bölgede laiklik işlemiyor. İşlemiyor da ne oluyor onu bilmiyorum. Sanırım devlet diğer bölgelerdeki kiliselere yardım etmezken bu bölgeye yardım ediyor olabilir. Ben de tez konumu bu bölge üzerine yapmaya niyetlenmiştim. Ancak öğretmenliğe başladığım için sık sık seyahat edemeyecektim. ve o tez de öyle kalacaktı...
Notre Dame Katedralinin etrafında çok şık çok şirin dükkanlar el işi ve hediyelik eşyalar satılıyor. Bu dükkanlardan hediyelik alabilir, olmazsa göz atıp gözlerinize bayram ettirebilirsiniz.


Katedralden sonra ikinci durağımız, Le Petite France bölgesi. Burada Ren nehrinin yanında tarihi dokusu bozulmadan ayakta kalmış, renkli balkonlarından çiçekler sarkan evler bulunuyor. Bu evlerde hala insanlar yaşıyor,bir bakıyorsunuz camlardan kurutmalık çamaşırlar sarkıyor. Bir kısmı ise turizme kazandırılmış, kafe restaruant olarak kullanılıyor. Nehir kenarındaki sarkan çiçekler bisikletler gözümüze güzel bir manzara sunuyor.

Ren nehri boyunca bu evlerin arasından geçebileceğiniz nehir turuna katılabilirsiniz.Biz katılmadık daha geniş bir vakit olsa veya züğürt öğrenciler olmasak katılabilirdik belki :)
Strasbourg tarihte bir Almanlara bir Fransızlara geçip durmuş o yüzden biraz Alman biraz Fransız. Belki bu sebeple Avrupa parlamentosunu ve Avrupa konseyini bu şehre yapmışlar. Biz Avrupa parlamentosu  binasına biraz bir giriş yaptık. Pazar olduğu için mi aldılar yoksa isteyen her zaman öyle elini kolunu sallaya  sallaya girebiliyor mu bilmiyorum açıkçası. Ama tamamen içine değil de ortada bir alan vardı oraya kadar girdik. Parlamento binasının etrafı basına ait karavanlarla dolu. Bir de pankartlar Avrupa birliğini eleştiren duvar yazıları vs. Türkiye hepimizin malumu olduğu üzere Avrupa Birliğine üye değil ama Avrupa Konseyine üye; bu sebeple Avrupa Konseyi binasının önünde bizim bayrağımız da dalgalanıyor.
Şehir de bir de Sinagog var yanından geçerken resmini çektik. Ama kapalı olduğu için giremedik.Daha sonra otobüse atayarak 20 dklık bir yolculukla nehrin karşı kıyısındaki Alman topraklarındaki Kehl şehrine gittik. Türklerin yaptığı camide namaz kılıp ucuz bir alışveriş dükkanı bulduk. Fransızlar Almanya daha ucuz olduğu için alışverişe buraya geliyorlarmış. Ben de 30 Euroya tekerlekli bir bavul aldım yıllar oldu hala kullanıyorum.
Minik gezim böyle geçti, renkli evlerin arasında, Ren nehrinin kıyısında dolaştım, akşamında bir Türk ailesinin hobi bahçesine misafir oldum. Yaşanılacak hem de gezilecek güzel şirin bir şehir Strasbourg...
İnstagram: seyahatkurtlari


Sinagog

Avrupa Parlamentosu binası

Parlamento binasının iç avlusu

Avludan gökyüzü böyle görünüyordu


Kehl'deki Türk camisi


27 Haziran 2019 Perşembe

Paris gezi notları

Tbt gününde oldukça geç kalınmış bir gezi yazısı yayınlıyorum. Bir arkadaşımla 6 yıl önce Toulouse'dan bindiğimiz trenle 6 saatte varmıştık Paris'e... Yolda giderken yolda gördüğümüz, nehirler, yemyeşil alanlar gözümüzü ve ruhumuzu doyurmaya yetti. Akşama doğru vardığımız tren garından direk şehrin haritasını ve metro ağını gösteren haritayı aldık. Kalacağımız yere eşyalarımızı bırakarak direk Eyfel kulesine gittik. Nedendir bilinmez Eyfel kulesini görür görmez istemsiz bir sevinç çığlığı çıkıveriyor, bunu bizden sonra gelenlerde de gördük.
Notre Dame
 Ertesi gün gezimize Notre Dame Katedralinden başladık. Upuzuun bir kuyruk vardı, sabrettik ve içine girdik. Şansımıza arkamızda bekleyen bir Türk gruptu ve rehberleri varı biz de o rehbere kulak vererek katedral hakkındaki bilgileri aldık.
Katedral oldukça heybetli duruyor, dış cephesinde heykeller oldukça ayrıntılı, dantel gibi işlenmiş desek yeridir. Tabi malum bu sene bir kısmı yandı şimdi ne durumdadır merak ediyorum. Katedralden çıkınca sağ tarafta hediyelik eşya satan bir sürü dükkan var. Burada bir sürü magnet küre ve eyfel simgesi bulabilirsiniz, ama turistik yerlere uzak bölgelerde daha ucuza bulabilirsiniz.

Daha sonra Le Grande Mosquée de Paris şeklinde yazılan Paris Ulu
Paris Camii minaresi
Camiini görmek istedik. Tabi o zamanlar google haritalar varsa da bizde akıllı telefon yok :) bulmamız epey zor olmuştu, karşımıza çıkan 2 Arap 1 Türk'ten yardım isteyerek yanlış yollardan saparak güç bela ulaşmıştık, ama yanlış yollara sapmamız bizim için bir hayra vesile olmuş yan tarafında bulunan mağribi kahvesini görmüştük. Paris Camii mimarisi klasik Kuzey Afrika mimari formlarını bünyesinde barındırıyor. Kare bir minare ve cami içindeki eşsiz çiniler... Bir de güllerle dolu bahçesi... Camiyi gezdikten sonra soluğu yan taraftaki sanırım Cezayirlilerin işlettiği kahvede aldık ve nane çayı sipariş ettik. Daha sonra da nane çayı içtim ama orada içtiğimiz kadar güzelini bir daha içmedim. Kahvehanenin egzotik bir havası vardı, masa ve sandalyelerde çini desenleri vardı. Oradan ayrıldıktan sonra ismini şuan hatırlamadığım bir botanik bahçesine gittik, sanırım bir botanik okuluydu. Az biraz doğa sevginiz bitki merakınız varsa muhakkak uğrayın derim.
Daha sonra Seine nehri kıyısına kadar yürüyüp ağaçların altında nehir kenarında oturarak muhabbet ettik. Orada oturmak muhabbet etmek oldukça hoş bir tat bırakan anılardan biriydi. Daha sonra aramıza bir arkadaşımız daha katıldı ve gezimiz iyice şenlendi. Bundan sonraki rotamız aşıklar köprüsü olarak bilinen Pont des Arts idi. Üstünde belki yüz binlerce kilit bağlanmıştı. Aşıklar isimleri yazılı kilitleri buraya bağlayıp anahtarır nehre atıyormuş, bu kilitler yüzünden köprü yıkılma tehlikesi geçiriyormuş. Yıkarsa dünyayı aşıklar yıkacak zaten :D
Paris'in şöyle bir özelliği var ki sadece nehir kenarında yürüyerek bir sürü yeri gezmiş oluyorsunuz. Biz de yürümek yerine tekne turuna katıldık ve nehir kenarındaki tüm yapıları rehberin hem Fransızca hem İngilizce anlatımı eşliğinde görmüş olduk. Tabi bilhassa içini görmek istediklerimize bilahere uğradık. Genellikle Paris insanının soğuk olduğu söylenir. Ancak belki bizim gittiğimiz zaman dilimi turizm sezonuna denk geldiğinden belki hep mutlu turistlerle muhatap olduk ve oldukça güzel ve neşeli zamanlar geçirdik.
Tekne turundan sonra Louvre müzesine gittik ancak henüz yeni mezunduk ve birazcık züğürttük o yüzden parası biraz fazla gelmişti he bir de Avrupa Birliği vatandaşı olmayanlara daha pahalıydı bu da biraz kalbimizi kırmıştı, neticede girmedik. Pişman mıyım? Evet...
Daha sonra Concorde meydanına gittik. Kocaman bir havuz ve yanında sanki uzanıp hayallere dalalım şeklinde yapılmış sandalyeler vardı. Burada geçirdiğimiz rahatlatıcı vakitlerden sonra
Champs-élysées'i yani Şanzelize'yi aramaya koyulduk. Meğer zaten cadde boyunca yürüyormuşuz. Zaten Şanzelize'de olduğumuzu anlayınca hee bu muymuş yaa demiştik. Belki alışveriş severler için bir anlamı vardır ama benim için turistik bir değeri yoktu açıkçası. Cadde üstünde kafelerden birine oturup aperatiflerimizi yerken bir dede geldi yanımıza çat pat İngilizcesiyle bizimle konuşmaya çalıştı, yalnızlıktan bize dadanmıştı sanırım, doğrusu acıdık adamcağızın haline, orada yaşayan arkadaşlar yaşlıların hep böyle olduğunu yalnız oldukları için konuşmaya çalıştıklarını söylemişti.
Fransız devriminin sembolü olan Arc de Triomphe diye anılan zafer takını gördükten sonra yine Eyfele gidip gece ışıklandırmasını seyrederek günü bitirdik. Zafer takının tepesine çıkılıyormuş ve hediyelik eşya alınabiliyormuş ama biz gitmedik, tıpkı Eyfel'in tepesine çıkmadığımız gibi. Vakti bol olanlar için bunlar bir seçenek olabilir.
Ertesi gün aramıza sonradan katılan arkadaşla aynı yerleri tekrar gördükten sonra Versailles Sarayını görmek için trene bindik, uzun bir yolculuktan sonra Saraya ulaştık ama ne yazık ki geç kalmıştık. Sadece bahçesini görebildik o da tadilattaydı. Siz siz olun gezinizde müze gibi yerleri önceleyin. Versailles sarayına gitmek için geç yola çıkmak benim Paris hakkındaki 2. pişmanlığımdır, 3.sü ise Sacre Coeur'a gitmemek... İşte buna çok üzülüyorum. Sacre coeur ve onun bulunduğu ressamlar tepesi tam benim seveceğim tarzda bir yerdi halbuki. O zaman araştrarak gitmemiştik ve sadece yürüyerek gezmeyi planlıyorduk. Bir şehri araştırmadan yürüyerek gezmek de sürprizlerle karşılaşmayı sevenler için güzel olabilir ama böyle olumsuz neticeleri de olabiliyor. O günden sonra bir daha planlama yapmadan gezmedim diyebilirim. (Tvsiye üstüne Venedik hariç ondan da pişman oldum zaten)
Başka yazılarda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.


13 Aralık 2016 Salı

Başka Bir St Petersburg

Yazının başlığında ifade ettiğim gibi bu St Petersburg kanallarıyla ünlü bildiğiniz meşhur Rus şehri değil. Yazımıza konu olan St Petersburg ABD'nin Florida eyaletinde yer alan yaklaşık 250 bin nüfuslu bir kent. Bu kısa ön bilgilendirmeden sonra gelelim detaylara...

İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan kalkan uçağımız 10 saat kadar süren bir uçuşun ardından New-York JFK Havaalanı'na ulaşıyor ve pasaport işlemlerimizin ardından aktarma uçuşuyla 2 saatlik bir yolculuğun ardından Florida'daki Tampa Havalimanı'na varıyoruz. Ardından da St Petersburg kentine karayoluyla ulaşıyoruz.

Kristof Kolomb'un heykeli



















The Sunshine City olarak adlandırılan ve kısa adı St Pete olan şehir 1888 yılında kurulmuş. Yılın büyük bölümünde görülen güneşli ve güzel havası, upuzun plajları ve sahil şeridi, geniş cadde ve sokakları, yeşil alanları ve sıcakkanlı insanlarıyla çok güzel bir yer burası. 


Ertesi gün kahvaltımızın ardından nostaljik otobüsle ihtiyar şoförümüzün ''many many years ago...'' diye başlayan cümleleri eşliğinde sehir turu yapıyoruz. Ardından da alışverişimizi yapıp St Pete Plajı'na gidiyor ve akşam saatlerinde tekrar otelimize dönüyoruz. Alışveriş demişken birçok ürün Türkiye'den daha ucuz. Özellikle şehir dışındaki outletlerde çok uygun fiyatlara, bazılarında dolar kuruna rağmen Türkiye'deki fiyatların 1/4'üne ürünler satılıyor.. 

Şehirle ilgili izlenimlere devam edecek olursak caddelerdeki yeşil alanlardaki sincaplar, deniz kenarındaki flamingolar ve diğer balıkçıl kuşlar, gündoğumu ve günbatımındaki gökyüzü ve daha birçok güzellik fotoğraf çekmeyi sevenler için iyi malzemeler sunuyor. Yeme-içme için çok sayıda ve farklı konseptte cafe ve restaurantlar mevcut.



Bu sevimli sincaplar şehrin her yerinde.

Poynter Enstitüsü
Bizim de katıldığımız gazetecilikle ilgili seminerlerin ve kursların verildiği Poynter Institute da St Petersburg'da yer alıyor. 

Gezilecek yerlerden biri de Salvador Dali Müzesi. Burası Dali'nin Avrupa dışında en çok eserinin bulunduğu müze. 

Meksika Körfezi'nde günbatımı
Taksimiz
Şehirdeki çoğu taksi lüks ve büyük motorlu araçlardan oluşuyor. Bizim kullandığımız taksilerden birinin 6100 motor hacmine sahip Cadillac Escalade, bir başkasının da Lincoln olduğunu söylersem ne demek istediğim daha net anlaşılır sanırım. Benzinin sudan ucuz olduğu bir yer (1 galon yani yaklaşık 4 litre benzin 4 dolar) olması ve araç fiyatlarının uygun olması bu sonucu doğurmuş görünüyor. Bu arada taksicimiz Cristopher LPG'nin araçlarda kullanıldığını bilmediğini söyledi :)

Cadılar Bayramı'na denk gelmemizin de ilginç kostümlü çok sayıda insanla karşılaşmamızı sağladığını eklemeyi unutmayalım.
Halloween kabakları
Halloween kutlamaları

ABD'de taksilerde, cafe ve restaurantlarda ücretin yüzde 10'u  kadar bahşiş bırakıldığını hatırlatmakta fayda var.

Yine ABD genelinde olduğu gibi burada da insanların ilgi gösterdiği sporların başında beyzbol, basketbol ve Amerikan futbolu geliyor. 

Ek bir bilgi olarak hava sıcaklıkları için ölçü birimi olarak ABD'de Celsius değil Fahrenheit kullanılıyor.

İnsanlar sıcakkanlı ve yardımsever. Yolda tanımadığınız biri size selam verirse şaşırmayın.

Son olarak vakti olanlar için Orlando ve Miami St Petersburg'a yakın sayılabilecek şehirler. 

Sakin ve güzel şehir St Petersburg'dan 5 günün sonunda ayrılıp New-York üzerinden Türkiye'ye dönüyoruz. 

Bir başka seyahat noktasında görüşmek üzere.
Hoşçakalın...





Muhammet-Hümeyra KARA
seyahatkurtlari.blogspot.com


St Pete Beach

Atlas Okyanusu



Yat Limanı

St Petersburg'da akşamüstü

Pier



St Pete Beach






Bir evsiz

Objektifimize takılan bir güzellik

Okul servisleri çok sağlam, çocukların güvenliğine büyük önem veriliyor.






15 Temmuz 2016 Cuma

Eğik Kulenin Şehri Pisa

        Floransa'ya gitmişken dünyanın dört bir yanından insanların çevresinde akrobatik hareketler sergileyerek poz verdikleri :) Pisa Kulesi'nin bulunduğu Pisa'ya biz de uğrayalım dedik. Floransa'dan kişi başı 8,40 Euro ödeyerek bindiğimiz trenle 1 saat kadar bir yolculuğun ardından Pisa'ya ulaşıyoruz. Tren garının yakınlarındaki bir turist danışma ofisinden 1 Euro karşılığında harita satın alıp güzergahı da öğrendikten sonra kuleye yaya olarak gitmeye karar veriyoruz. Küçük ama güzel ve tarihi bir şehir olan Pisa' nın cadde ve sokaklarında yürümek oldukça keyifli.

Arno Nehri

22 Mart 2016 Salı

Rönesans'ın Beşiği Floransa

      Leonardo, Rafael, Michelangelo, Dante gibi birçok sanat ve fikir adamının ve tabîki Rönesans'ın şehri olan Floransa'ya Roma'dan hızlı trenle 1 buçuk saatte ulaştık. İtalya'nın avantajlı yanlarından biri de tren istasyonlarının şehir merkezlerine oldukça yakın yerlerde bulunmaları. Tren garının
karşısında Basilica di Santa Maria bulunuyor. Bizim vaktimiz olmadığı için uğrayamadık. Çünkü bavullarımızı otele bırakıp hemen Pisa'ya gidip geleceğimizden bu şehri gezmek için toplam 1 günümüz vardı sadece. O yüzden gezeceğimiz yerleri iyi seçmeli ve sınırlamalıydık. Konakladığımız Hotel Lombardi, tren istasyonuyla şehir merkezi arasında oldukça iyi bir mevkide buluyordu. Ayrıca otel görevlisiyle sıcak bir muhabbetimiz olmasından dolayı da yurt dışında kaldığımız oteller arasında bizi en memnun edendi diyebiliriz.

17 Mart 2016 Perşembe

Roma: Tarihte bir yolculuk

     Bu şehre 2 yıl içinde ikinci kez gitmek çok heyecanlandırdı beni. 2800 yıllık şehir Roma'ya yolculuğumuz İstanbul'dan 2 saat 40 dakika sürdü. Pasaport işlemlerimizi yaptırdıktan sonra Fiumicino Havaalanı'ndan Termini'ye 1 saatlik bir sürede ulaşıyoruz. Biz 5,90 Euro ödeyerek servis otobüsü kullandık fakat metro ve taksi alternatifleri de mevcut. Bu arada Termini, Roma'nın merkez tren istasyonu. Buradan İtalya'nın her yerine tren seferleri mevcut. Ayrıca çevresinde çok sayıda otel bulunmakta. Bizim otelimiz Termini'ye 10 dakikalık yürüme mesafesindeydi.

     Otele yerleştikten sonra hiç vakit kaybetmeden Kolezyum'un yolunu tutuyoruz. 15 Ekim -15 Şubat tarihleri arasında 15.30, kapanış ise 16.30'da. Giriş ücreti Kolezyum ve Roma Forum 12 Euro. Aynı bilet 2 gün geçerli. Biz de Roma Forum'u vaktimiz olmadığı için ertesi güne bırakıyoruz. Sabah saatlerinde uzun kuyruklar olan girişte öğleden sonra çok da beklemiyoruz ve yaklaşık 1,5 saatlik bir süre kalıyor bize bu muhteşem yapı için.

Kolezyum
     M.S 72 yılında yapımına başlanan Kolezyum 8 yılda tamamlanmış. Gladyatör dövüşleri için kullanılan yapıda, kanallar vasıtasıyla getirilen sularda deniz oyunlarının yanı sıra çeşitli gösteriler yapılıyormuş. Bugün hala dimdik ayakta duran Kolezyum, gezenleri oldukça etkiliyor.

19 Ocak 2016 Salı

Toulouse gezi notları

         Hem arkadaşlarımı ziyaret etmek hem de gezmek amacıyla gittiğim Fransa'da tam 3 hafta kalmıştım. Açıkçası tamamen arkadaşlarıma bağımlı olduğum için plansız bir şekilde gezdim bu ülkeyi. O yüzden sistemli bir gezi yazısından ziyade bir gözlem yazısı yazıyorum bu sefer.

         İlk olarak ülkenin güneyindeki arkadaşımın yaşadığı yer olan Toulouse'a uçtum ve 
Garonne Nehri
burada yaklaşık 9 günümü geçirdim. Havaalanı şehir merkezine arabayla 20 dk uzaklıkta. Toulouse Fransa'nın 4. kalabalık şehri olmasına rağmen oldukça sakin ve sessiz bir yer gibi geldi bana, orada yaşayan arkadaşım tatil mevsimine denk geldiğimi normalde o kadar da sakin olmadığını söylüyor. İkliminde bir Akdeniz havası hakim, bu da Toulouse'da yaşayan insanların, kuzey illerde yaşayanlara göre daha sıcak ve ılıman olmasını sağlıyor. Çok ülke gezmiş yabancı bir arkadaşımın söylediği bir söz vardı: " Sıcak yer, sıcak insan". Kaldığımız yer genel olarak yabancıların ikamet ettiği bölgede olduğu için kendimizi hiç turist gibi hissetmedik. Hatta bazen " Acaba Fransa'da mıyım, yoksa Arap ülkelerinden birinde mi yahut Çin'de mi?" diye şüpheye düşebilirsiniz. Çünkü otobüslerin yarısından çoğu yabancılarla dolu. Özellikle aşalem (okunuşuyla, yazılışı hakkında bir fikrim yok) denilen yerlerde yabancılar yaşıyor ve buralar şehrin diğer bölgelerinden soyutlanmış olarak sanki Cezayir'deymiş hissi veriyor insana.